Uzun Zaman Sonra İstanbul
Beyoğlu/İstanbul 15:11
Merhabalar, bugün -epey- uzun süre üstüne ve belli başlı alarak hiç konuşmadığım bir konuyu konuşmak üzere geldim.
Yazılarımı hep kendimle ve hitap ettiğim kitleyle bir sohbet gibi görürüm, o havada geçmesini umuyorum.
Bugün Çapa'da ev yemekleri yediğim mekanda aklımda bir kıvılcım olarak belirdi 'yazmak isteğim'. -En sevdiğim semizotlu cevizli mezeydi.-
El yazısını her şeyin üzerinde tutan, değerli olduğunu gören biriyim ancak bugün yazımın uzun süreceğini hissederek eve dönüp bilgisayarımı yanıma aldım.
Anlayacağınız konu derin ve birikmiş.
İstanbul'daki yaşamamın üç yılını bitirmeye az kalmışken artık bendeki yerini, kattıklarını, azalttıklarını, arttırdıklarını, fark ettirdiklerini konuşmanın sırası geldi diye düşünüyorum.
Bu arada Trabzonluyum. Şimdiye kadar Trabzon'da ve Bursa/İnegöl'de yaşadım, sonrasında Zonguldak'ta okudum. Bunu belirtiyorum çünkü bulunduğum yerleri bilerek bende ki İstanbul'u anlamanız daha farklı olacaktır.
Bu sabah özenle demlediğim filtre kahvem (Erkek arkadaşım ile kahve festivalinden aldığımız tek kahve, İstanbul'da yok, Ankara'da üretiliyor) ve arkadaşlarımla kitap kulübünde belirlediğimiz yeni romanıma başlayarak güne başladım.
Ne kadar okuyacağımı tahmin etmedim, plan yapmadım, kurgulamadan sadece ana odaklandım. Benim için akışta olmanın anlamı bu. Olduğun eylemi yaparken, diğerlerinin öneminin azalması ve bunu farkında olmadan yapmak.
Hayatımda bunu yaşadığım ikinci ve en değer verdiğim eyleme geçiyoruz, yürümek.
Yürümek bana yıllardır ilham veren farklı kapılar açan bir eylem olmuştur, olmaya da devam ediyor. Farklı konumlarda yürümeyi severim ve önemli bulurum. Yürüdüğün yer değiştikçe, sana hissettirdikleri değişir, senin içindeki katmanları değişir, hayatın bir noktadan ibaret olmadığını somut bir şekilde algılarsın.
Sokaklar, şehirler, manzaralar, yolun engebesi, rüzgarın tınısı, şehrin sesi -veya sessizliği- değişebilir. Ki bu yürüme anlarında değişen koşullar sadece fiziksel olmaz, bireyin kendisi de değişir.
Hayat hep bir devinim içinde ilerlerken sende o döngüye şahit olursun. Yürüdüğüm sokaklarda, manzaralarda hep kendime ait, bir yönüyle beni çağrıştıran noktalar bulurum. Sanki beni çağırır.
Bu çağrıyı çoğunlukla geri çevirmem.
Bugünde okuma sonrası yürüyüş için kendimi sokağa attım.
Ananemi -hep böyle hitap ederim- aradım ve memlekete aklım gitti, sesi yine çok iyi geldi. Söylediği tek cümleyi söylemeden geçemeyeceğim ''Senin mutlu olman ve bunu söylemen bana iyi hissettiriyor, sesini duyunca duygulanıyorum.'' O kadar içten hissettim ki bunu. Çünkü çok yalın ve nasıl hissettiyse onu yansıtan biridir ananem.
Evimi ve konumunu çok seviyorum. Memleketimde ne kadar doğa içinde ise burada -İstanbul'da- o kadar şehrin içinde. Çok merkezi bir konum ve bu konumun bana kattıkları da apayrı.
Fındıkzade 'den Çapa'ya doğru tramvay caddesinde yürümeyi çok severim, şehrin ortasında öyle güzel bir cadde hangi insanda kötü hisler uyandırabilir?
O caddede yürürken uzun süredir girmek istediğim, bir türlü o adımı atamadığım kitabevine girdim. O merak ettiğim kitabı aldım. Onunla kalmadı çok kapsamlı, bana faydalı olacak akademik çok iyi bir kitaba rastladım. Düşünmeden, eyleme geçtiğim için mutlu oldum.
Sonrasında bu yazıyı yazmak için uzun süredir gelmek istediğim okuma bahçesine geldim. Bahçe Galata'yı ve tarihi yarımadayı görüyor. -Görmeyi en sevdiğim manzara- İyi ki gelmişim. Şehrin hem içinde hem de çok dışında hissettiren bir mekan. Bu aralık konumu çok seviyorum. Ne buradayım ne dışında. Eve benzetirsek balkon gibi konumlar.
Bana böyle konumlar çok rahatlatıcı geliyor. Ferah, nefes almalık.
Epey de uzadı yazı, ancak dediğim gibi hissiyatı gelince duramıyorsun, yazanlar anlar beni.
Bir günün hatta vardiya izinli olduğum, planlamadığım bir günün hissettirdiklerine bakın.
Bir de uzun süredir yapmak istediğim bir şeyi en son nöbetimde yaptım. Eğitimini aldığım hikaye anlatıcılığının ilk deneyimine, hikaye yazmaya giriştim. Sadece girişmek bir sürü şey öğrenmeme yol açtı.
Bir de uzun süredir içimde biriken kitap okumalarını yapmaya başladım. Tabii ki John Berger ile başladım.
Demem o ki yaptığınız bir şeyin nelere yol açacağını bilemezsiniz. Uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi ertelemeden artık yapmak; insanın içindeki bir kilidi açıyor sanki. Oh diyorsun ruhen.
Baktığımda bu sıralar çok kilidi açmışım.
Bugün ikinci şey beni memlekete götürdü. Okuma bahçesinde bir masaya oturdum ve bir şey içime sinmedi kalkıp daha çok istediğim bir masaya oturdum. Bu masada da kapı komşumuz halamın özenle büyüttüğü dikenli taç (euphorbia millii) çiçeği var. Birden beni o birbirinden güzel çiçeklerin olduğu evin bahçesine götürdü. Sadece bir masa. Bana göre Edip Cansever'in ''Masa da masaymış ha'' şiirinde dediği türden bir masa. Otantik, tahta, eski, yaşanmışlık barındıran bir masa. Bunları yazarken de gün ışıkları yüzüme vuruyor. Gün ışığı kesinlikle bana enerji veriyor. Her şey daha da ''halledilebilir'' hissettiriyor.
En sevdiğim müzikleri dinlerken, onların hissettirdiği yerlere gidiyorum. Her şey konum olarak uzak olsa da ulaşılabilir geliyor. Hayat ne kadar büyük, sonsuz ve bir o kadar biz kendimizi içine atarsak ulaşılabilir ve yapılabilir.
İstanbul'da en çok bunu hissediyorum. ''Yapılabilir.'' İnsan akışı -bazen işkence olsa da- bana motive oluyor, her şeyin bir zamanı olduğunu düşünüyorum, hayatımın zamanına göre o akışın tam içinde veya tam dışında bulunuyorum. Bunu hislerimle yapıyorum.
Bu şehir siz neyi isterseniz onu size veren bir şehir bence. Şuan bunu hissediyorum. Belki yarın hissetmem. İçinde ufak bir tıkanıklık olup onu aşmak isteyen insan için bu şehrin herhangi bir sokağına çıkmak bile çok büyük bir eylem bana göre. İstediğiniz türden, milletten, tarzdan insan görebilirsiniz. Bir o kadar da farklı yaşam. Kendinizin de farklı türlerine farklı konumlarında rastlayabilirsiniz. Bu bir vapur seferinde, tramvayın ortasında, İstiklal 'de, Moda Sahili'nde olabilir. Asla kestiremezsiniz ne zaman olacağını ama olur.
Okuduklarım arasından anımsıyorum. Bir şeyi yaşarken ne kadar bağlantılı olduğunu hissetmeyiz ancak birkaç yaşantıdan sonra şöyle bir durup ele alınca ne kadar bağlantılı olduklarını görürüz.
Bunu çoğu zaman yaşarız. Oturup bir düşünün, kendi hayatınızdan örnek vermeniz çok kısa zaman alır.
Bu şehrin bağlamları çok güçlü, dinamik -evet en çok bu-, köklü.
Durmayan bir su gibi. Akışını kestiremediğin; bazen coşan, bazen durgun ama hep akan.
Bir noktada olsun bu şehirde benimle aynı hisseden insan varsa çok mutlu hissederim.
İnsanlar bağlarla anlam kurabilen varlıklarız çünkü.
''Dünyanın bütün nimetleri elinde bile olsa, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Çünkü bizi mutlu eden; bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varabilmektir.'' Michel de Montaigne
Hislerimi yazıya döken bir yazar. Kesinlikle katılıyorum. İnsan olmaya, kendi varlığından, etrafındakilerin varlığından, en önemlisi var olmaktan 'memnun' olmaya 'mutlu' olmaya; en istediği şeyleri elde edebilmek yetmez. Bunları tadabilecek bir ruh gerekir.
Tadabileceğimiz anlara.
Bu şehirde en sevdiğim şeylerden biri de herkesin bir uğraşının olması. Kendine ait bir uğraşın olması hayati derecede önemlidir. Depresyona giren insanların ortak noktasını hiç düşündünüz mü? Ben gözlemledim ve düşündüm. 'Kendilerine' dair amaçları olmaması veya belli bir nedenle bu amacı kaybetmeleri, artık o kadar da inanmamaları.
Bunları mesleki bir yerden anlatmıyorum. Hayattaki gözlemlerimin, yaşadıklarımın bana kattıklarını anlatıyorum.
Bunları yazarken bana kendi dilimde olmayan, bir ağıt havasında, çok etkilendiğim bir parça eşlik ediyor. Başka bir dilde de olsa hisleri geçirebilmenin büyüleyiciliği gücünü müzikte iliklerime kadar hissediyorum. Ne zaman o hissi yaşamak istesem bu parçayı açarım. O sanatçı nasıl bir acı hissetmiş de, parçayı bu şekilde okuyabilmiş diye hayret ederim. Hayretim hiçbir dinleyişimde azalmış olmaz.
Şuan karşımda nereden -hangi şehirden, ülkeden- geldiğini bilmediğim bir kadın manzaranın çekimini yapıyor. İşte bunu büyüleyici buluyorum. Hayatının hangi noktasında olduğunu hiç bilmediğim bir insan ile birlikte aynı manzaradan büyülenebiliyoruz.
Yaşam diye ben buna diyebilirim.
Yaşamı derinden hissettiğimiz nice İstanbullu günlere. aylara. yıllara.
Uzun oldu ama bence hoş oldu. Sabredip buraya gelen herkese içten teşekkürlerimi sunuyorum.
SS
Yorumlar
Yorum Gönder