varolmanın dayanılmaz hafifliği adına

     Merhaba, yeni yılın ilk yazısı ile geldim. Çok beklenilen gibi bir başlangıç olmayacak, önden söylüyorum.
  Bana göre insan her şeye alışır. En 'alışamam' dediği şeylere bile. Sadece maruz kalma, maruz bırakılma oranına bağlı. Bunu dün kanalizasyon borusunu temizleyen görevlinin yanından geçerken daha iyi anladım. Bizim bir iki saniyelik oradan geçişimiz zulüm olarak gelirken, o görevli hiçbir koruyucu ekipman kullanmıyordu -kokudan-. Artık kanıksamıştı. Yani özetle en pis kokulara, en bize göre yapılamaz şeylere, en kötü hislere vs. devamlı maruz kalırsak; bizim için yapılabilir, katlanılabilir hale gelebilirler. Artık kanıksamaya, belki benimsemeye başlarız. Bu kanalizasyon borusu olsa bile. Bu durumun en somut örneği de Nazi toplama kamplarındaki insanların yapmak zorunda kaldıkları eylemler. 
Çok iç açıcı bir konu olmadığına eminim ancak kafa açıcı oldu. En zorlandığım popülasyon ise 'homeless' popülasyonu oldu, oluyor. Doğup büyüdüğüm şehirde denk gelmedim çünkü. Aynı bölgede oturup kitap okuyup kahve içmek istediğim bir bank olmuştu ancak orada devamlı yaşayan bir 'homeless' var. İsterseniz ayrıştırmak diyebilirsiniz. Ancak o bank, ben onunla aynı şartlarda yaşamadığım için bana göre çok daha dayanılmaz kokuyor ve onun yaşayış biçimini görerek keyif sürdürmem imkansız, kaldı ki o bana bu keyfi tattırmaz. Yani gördüğüm sessiz anlaşmalarla belirlenmiş toplumsal konumlarımızın olması. Orası olmaz, buraya git, gibi.
Bir tarafta her şeye günün birinde alışmanın dayanılmaz hafifliği, diğer tarafta bazı şeylerin sessizce belirlenmiş olmasının ağırlığı. Hayat da bu denge ile sürüyor. Her şey ancak zıddı ile var olabilir. Buna çok katılıyorum. 'Pis kokmak' diye bir terim, his olmasaydı; güzel kokmayı anlayamazdık. En klişelerden kötülük olmasa iyiliği anlayamazdık. Zıddı iyi ki var demiyorum. Ama bu hayatı anlayabilmemiz için olmak zorunda.
Bu yazıyı yazarken başlık olarak aklıma sadece Milan Kundera romanı geldiği için onu koydum. Bu konu ile ilgili bir alıntı hatırlıyorum:
“Bazı kokuşmalar, çürük yumurta, bozulmuş yemek, çöplük… Bunlardan şüphesiz herkes tiksinir ama bazı kişileri aşırı tiksindirir. Bunlar ölümden en çok korkanlardır. Bilinçaltında kendi çürümelerini hatırlatır bu onlara.” Şizofren-Emre Timur
Anlayabildiğimiz günler diliyorum. 
                                                                                                                                        SS 
            

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

içimizden sessizce düşündüklerimizi dışımızdan seslice ‘kendimize’ söylemek

Uzun Zaman Sonra İstanbul