Yaşanmışlıkların yüzüne bir şeyler kattığı insanları nerde görsem tanırım ve çok severim. 
O karmaşa, hengame öyle yansır ki insanın yüz hatlarına. Geri dönüşümsüz bir anı birikintisi bırakır. 
Hayattaki yoğunluğumuz ne ise o kalır; bu hüzünse hüzün, sevinçse sevinç, hiçse hiç.
Yürüdüğümüz yollar, insanlar arttıkça daha derinlere iner bu hatlar. 
Bizimle aynı anıyı yaşamış, aynı duyguyu hissetmiş insanları sözlerinden olmasa da gözlerinden tanırız.
‘Evet o da hayatının bir yerinde benim gibi bakmış’ dedirtir.
Tuhaf bir bağ olur o insanla aramızda. Görmeyince görmek ister, gözlerinden o ‘sen bana yakınsın’ tanışıklığını almak isteriz.
Hayatta hep bizden olanı ararız bir yerde.
Hayatın süregelenliğinde kendimize ve çevreye bir anlam bulmak adına istemsiz yaptığımız bir şeydir bu.
Çünkü yüklemediğimiz anlamlar bizi boşluğa sürükler. Yüklediklerimiz de boş çıkabilir ama olsun ‘büyük denizde boğulalım!’ misali.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

içimizden sessizce düşündüklerimizi dışımızdan seslice ‘kendimize’ söylemek

varolmanın dayanılmaz hafifliği adına

Uzun Zaman Sonra İstanbul