Uzun süre yazamamanın üstüne dinlediğim bir Podcast’de beni etkileyen bir cümle ile giriş yapmak istedim. “Eğer sen kalbinin sesini dinlemenin bedelini ödemek istemiyorsan, sadece hayatta kalmaya razı olacaksın.”
Sahi bu cümle nerelere gider? Beni çok yere götürdü de. Aldığımız riskler, yapacakken yapmamayı tercih ettiğimiz ihtimaller, o yoldan değil de diğer yoldan yürüten iç ses, varlığının bir anlam ifade etmediği yerde artık kalmamak… Bize bunları yaptıran kalbimiz değil midir? Kaç kere bile bile elimizi taşın altına koyarız? Koyduğumuzda en sonunda değmese de bize doyum sağlayan bir eylem vardır ortada. “Bize” dedim yanlışlıkla. Herkesin doyumu farklıdır bu hayatta, yaptığında adrenalini aktive eden durum kendine hastır. Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımız da kim olduğumuzun tabanını atmaz mı? Çünkü yapmamayı tercih etmişizdir. O yokuşu, sınırı, düşüşü veya yükselişi; her ne ise görüp geri durmuşuzdur. Kimi zaman ürkeklik gibi dursa da geri durup, vazgeçmek de cesaret ister. Orda bir ihtimal olduğunu, bir perde açılacağını görüp yine de açmamayı tercih etmek.
Kendinizle yaptığınız anlaşmaya sadık kalmaktır gece sizi rahat uyutan, berbat bir anlaşma olsa da kabullenip uyumak istersiniz. Eğer uymazsanız zaten etkilerini gün içinde, kararlarınızda, ilişkilerinizde görürsünüz.
Kendinize açıklayamadığınız, benliğinize aykırı şeyler onca yol yürütür ancak bir arpa boyu yol kat ettirmez size.
Sizi, size en yakın bulduğunuz şeyi hiç bırakmayın derim; arama sürecinde de olabilirsiniz, bu da hiç fena değil💭
Yorumlar
Yorum Gönder