Uzun zaman önce okuduğum ancak hala dün gibi hatırımda kalan bir cümle var. 

'' Yalnızca başarılabilecek şeyler için umut besleyelim! Birkaç şey onarılsın yeter. Birkaç şey az değildir. Onarılan bir şey binlerce başka şeyi değiştirir.'' Buluştuğumuz yer burası- John Berger

Bu cümle olanla yetinme, bulunan yeri aşmama gibi bir anlamla belirmiyor zihnimde. Aksine kişinin sınırlarını bilmesi, kendini tanıma üzerine çokça kafa yorması sonucu çıkmış bir yerde duruyor. Bir umudu belirtip ona öylece uzaktan bakmaya gerek yok zannımca. Hayatımızda öngördüğümüz ihtimallerin ucunu yakalamak belki de öngörmediklerimize dokunmamızı sağlayacaktır. Zincirleme bir dönüşüm bekler genelde bu çabanın sonunda. Umuttan girdiğimize göre beni etkileyen bir başka cümle daha var. (John Berger'in etkilememe gibi bir şansı da yok.)

''Umutla beklenti arasında büyük fark var. İlk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. Yanılmışım. Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor ama her birinin hayali farklı.''

Yani umut ettiklerinizle beklentilerinizi aynı yere koyarsanız, büyük bir çatışma sizi bekliyor olacaktır. Ruhumuza ait sonuçlar somut bir yerde duramaz, istese de yapamaz bunu. Size içten içe doyum sağlayacağınız bir dinginlik verir. Beklenti ise kısmen fiziksel olarak sonucunu görünce büyük oranda doyum sağlatır. Bu ikisini aynı yere koymak, kişinin kendi psikofiziksel varlığını bütünüyle tanımadığı anlamına gelir ve bu da her şeyi beklenti olarak algılamak, gerçekleşen bir şeyin (içine bakmadığı için) gerçekleşmediğini düşünmek gibi çıkmazlara sürükler. Hep bir beklenti modunda kalır. Oysa bakması gereken ruhudur.

John Berger bunları yazarak uzun süre düşünmeye sevk etti beni. Buna bayıldığımı biliyor olmalı! 🙆

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

içimizden sessizce düşündüklerimizi dışımızdan seslice ‘kendimize’ söylemek

varolmanın dayanılmaz hafifliği adına

Uzun Zaman Sonra İstanbul